Henüz on beş yaşında bir subay adayı olarak İkinci Dünya Savaşı'na katılmış, büyük kıyımların dinmez acılarını derinden yaşamış bir gencin serüvenlerle dolu gerçek öyküsü…
Var oluşunu amansızca sorgulayan, gerçek kimliğini bulma yolunda tüm zorluklara karşın ilerlemeyi seçen, yoklukla burun buruna geldikten sonra varlık nedenini ve aşkı keşfeden eşsiz bir karakter...
Yalın dili ve akıcı anlatımıyla öne çıkan bu kitabı okuduktan sonra Mervin'i yakından tanıyacak, heyecanlarla dolu yaşamına tanık olacak ve eminim çok seveceksin...
Var oluşunu amansızca sorgulayan, gerçek kimliğini bulma yolunda tüm zorluklara karşın ilerlemeyi seçen, yoklukla burun buruna geldikten sonra varlık nedenini ve aşkı keşfeden eşsiz bir karakter...
Yalın dili ve akıcı anlatımıyla öne çıkan bu kitabı okuduktan sonra Mervin'i yakından tanıyacak, heyecanlarla dolu yaşamına tanık olacak ve eminim çok seveceksin...
1.
İsmim, Mervin... Annem vermiş bana bu adı. Bir İngiltere gezisi sırasında Mervin isimli güzel bir çocuk görmüş. “Henrik, bir oğlum daha olursa ismini ben vermek istiyorum” demiş babama. “Peki, Emma” demiş babam. Büyük kardeşime Herman adını veren babammış çünkü. Bu kısa diyalogdan iki yıl sonra ben gelmişim dünyaya. Hastane odasında yatıyormuş annem. Ben de kundaklı halimle yanındaymışım. Bana sımsıcak sarılmış, “Mervin, hoş geldin yavrum” diyerek.
Şiir okur gibi, şarkı söyler gibi telaffuz ederdi adımı. Güzel sesi hâlâ kulaklarımdadır. Mervin derken heceleri her defasında başka türlü uzatır, şirin melodiler oluştururdu. Sevinir, güler, sımsıkı sarılırdım anneme. Beni dizine oturtur, yüzümün her noktasını sırasıyla öperdi.
Bitmek bilmeyen sevgisiyle hep yanımızdaydı annem. Bin bir özenle büyütüyordu kardeşimi ve beni. Bir kış günü birdenbire yok oldu. Buhar olup uçtu sanki. Sihirli bir biçimde... Hiçbir iz bırakmadan... Babamı her akşam sabırsızlıkla bekliyor, kapıdan girer girmez annemi soruyordum.
“Bugün de gelmedi... Ne zaman gelecek?”
Babam hep aynı cevabı veriyordu:
“Mervin, sabırlı olmalısın, annen gelecek.”
Dakikaları, saatleri, günleri sayıyor, her an biraz daha artan özlemimle hep bekliyordum. Gelmiyordu... Her gece ağlayarak uyuyordum. Rüyalarım annemle doluydu. Uçsuz bucaksız bir buğday tarlasında görüyordum onu. Sarılmak için var gücümle koşuyor ama bir türlü erişemiyordum. Tam yaklaşacakken birden kayboluyordu. Ve ben uyanınca tekrar ağlıyordum...
Bir pazar günüydü...
